2019 yazının ortasında, elimde sadece bir tur programı vardı: Leggo Tur - Hola Travel güvencesiyle, Halkidiki ve Thasos'a dokuz günlük bir "yüzme turu". Kadıköy'den Mecidiyeköy'e, oradan Bakırköy, Selimpaşa ve Keşan'a uğraya uğraya gece sekizde yola çıkan bir TEMSA Safir otobüsü, 13 saatlik bir gece yolculuğu ve sabah dokuzda varılacak bir sahil kasabası. Kağıt üzerinde plan buydu. Gerçekte olan ise bambaşka bir şeydi: tur bitmeden çok önce, cebimdeki Euro'ları ve elimdeki haritayı tek başıma yeniden çizmeye başladım. Yunanistan'da başlayan yolculuk İtalya'ya, oradan Almanya'ya, sonunda da Hollanda'ya kadar uzadı — dokuz günde dört ülke, sayısız otobüs, tren, feribot ve uçak.

Bu yazı o dokuz günün tam ve dürüst dökümü. Ne kadar harcadığımı, nerede uyuduğumu, hangi otobüse bindiğimi, nerede büyük bir hata yaptığımı (evet, o Ice Latte + domuz etli sandviç faturasını hâlâ unutamıyorum) tek tek anlatıyorum. Bütçe gezginiyseniz, ya da "bir tur programıyla çıkıp kendi rotanı çizme" fikri size de cazip geliyorsa, doğru yerdesiniz.

Rota kabaca şöyle şekillendi: İstanbul'dan gece otobüsüyle Halkidiki'ye, oradan Thasos Adası'na kısa bir feribot atlaması, sonra Kavala ve Selanik üzerinden Atina'ya, Atina'dan uçakla Roma'ya, Roma'dan Floransa ve Pisa'ya, Pisa'dan Milano'ya, Milano'dan (Bergamo Havalimanı üzerinden) Berlin'e uçarak, Berlin Havalimanı'ndan gece Flixbus'ıyla Amsterdam'a, oradan da Rotterdam'a bir günlük çıkarma. Kulağa çılgınca geliyor, çünkü öyleydi — ama tam da bu yüzden unutulmaz oldu.

Yolculuğun Başlangıcı: İstanbul'dan Gece Otobüsüyle Yunanistan'a

Her şey 16 Ağustos 2019 akşamı başladı. Gece otobüsüne binmeden önce Fenerbahçe stadyumunun karşısında son bir İstanbul molası verdim: 2 börek ve 2 çay, 15 TL. Cebimde tur boyunca kullanacağım 1800 TL'yi bozdurup 290 Euro'ya çevirmiştim — bundan sonraki her hesap bu 290 Euro'nun üzerinden eriyip gidecekti. Yurt dışında haberleşme kesilmesin diye Türk Telekom'un "Dünya Varmış" paketini aktive ettim (35 TL), yanına bir iPhone kablosu (30 TL) ve bir çevirici (20 TL) daha ekledim. Toplamda İstanbul'dan çıkışım yaklaşık 100 TL'ye mal oldu.

Otobüs TEMSA Safir, 2+2 koltuk düzeni, Kadıköy'den başlayıp Mecidiyeköy, Bakırköy, Selimpaşa ve Keşan'dan yolcu topladı. Tur paketi kişi başı 89 Euro'ydu, tek başına katılanlar için 10 Euro ekstra ücret vardı — o "tek kişi farkı"nı ödeyen kesimdendim. Sınır kapılarında iş biraz farklı işliyordu: Türk çıkış kapısında pasaportlar harç puluyla teslim edilip arabada geri veriliyordu; Yunanistan tarafında ise rehber tüm grubun pasaportlarını toplayıp yaklaşık bir saatte toplu girişi hallediyordu — yolcunun tek başına gişede beklemesine gerek kalmıyordu. Sınırdaki Duty Free'de son bir uğrak yaptım: kurallar nettir, kişi başı en fazla 2-3 şişe içki ve en fazla 2 paket sigara alınabiliyor, üstelik fiyatlar oldukça uygun — ama alışverişi pasaportla yapmak şart.

Gece 13 saatlik bu yolculuk boyunca otobüste uyumaya çalıştım; sabaha Halkidiki'de gözlerimi açtığımda önümde adı üstünde bir "yüzme turu" vardı, ama benim asıl macjeeram daha yeni başlıyordu.

Gün 1: Halkidiki ve Thasos Adası (17 Ağustos 2019)

Cebimde 290 Euro'yla başladığım ilk gün, doğrudan Thasos Adası'na atladım. Kuzey Ege'de, Kavala kıyılarının hemen açığında yer alan Thasos, antik çağda altın madenleriyle ve beyaz mermer ocaklarıyla ünlü küçük bir Yunan adası; bugün ise çam ormanlarıyla kaplı tepeleri ve berrak koylarıyla anılıyor. Gidiş-dönüş feribot bileti 20 Euro'ya geldi — adaya kısa bir tur atıp aynı gün karşı kıyıya, Kavala'ya döndüm.

Kavala'da sokak arasında küçük bir börekçiye takıldım: 2 ıspanaklı börek 2 Euro, yanına büyük bir çay 1.5 Euro. Kavala'nın kendisi de anlatılmaya değer bir şehir aslında — Osmanlı döneminde Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın doğduğu yer olması nedeniyle Türkiye'den gelen gezginler için ayrı bir anlam taşıyor; şehrin eski su kemeri ve Ali Paşa'nın doğduğu ev bugün hâlâ ziyaret edilebiliyor.

Akşama doğru Sueno Moudania'da mola verdim: 2 Ice Latte 8 Euro (su ücretsizdi), 2 karışık tost 7 Euro — doyurucu ve lezzetliydi. Ardından ice tea (3 Euro) ve iki Heineken (3.5 + 3.5 Euro) ile devam ettim, garsona da 10 Euro bahşiş bıraktım. Atatürk'ün evinin karşısındaki küçük kafede 2 çay için 2 Euro daha ödedim, otelde de akşam bir Mythos birası içtim (2.5 Euro).

Kaldığım Otel Alexandros üç yıldızlı, gayet güzel bir yerdi ama bir sorunu vardı: akşam merkeze inmek zordu, çevrede sivrisinekler cirit atıyordu ve otel şehir merkezine oldukça uzaktı. Üstüne bir de telefon şarj cihazımı otelde unuttum — bu, gezinin ilerleyen günlerinde beni epey uğraştıracak bir hataydı.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Thasos feribotu (gidiş-dönüş): 20 Euro
  • Kavala börek + çay: 3.5 Euro
  • Sueno Moudania (yemek, içecek, bahşiş dahil): yaklaşık 25 Euro
  • Atatürk evi karşısı kafe: 2 Euro
  • Otel Mythos bira: 2.5 Euro

Gün 1 toplamı: 38 Euro

Gün 2: Sentido Sahili'nden Selanik'e Uzun Bir Geçiş (18 Ağustos 2019)

İkinci güne 240 Euro'yla başladım. Sabahı Sentido sahilinde geçirdim — burada su ve sprite için 4.5 Euro ödedim, öğle yemeğinde ise 2 bolonez (14 Euro), bir cacık (3.5 Euro) ve su (2.5 Euro) ile toplam 20 Euro harcadım. Burayı özellikle not etmek istiyorum: yemekler gerçekten harika, hem ucuz hem lezzetliydi, deniz ürünleri de ayrı bir övgüyü hak ediyordu.

Bu noktada, tur programının dışına çıkma kararımı netleştirdim ve Atina'dan Roma'ya bir uçak bileti aldım — 750 TL. Feribotla geçerken kafede bir frappe (2 Euro) ve bir sütlü kahve (2 Euro) içtim, sonra kara yolculuğu başladı: Keramoti'den Chrysoupoli'ye giden otobüs limanın köşesindeki marketin önünden kalkıyordu, ödeme doğrudan şoföre yapılıyordu (5.20 Euro); Sarışaban'dan transfer alıp Sarışaban-Kavala arası için 3.40 Euro, ardından Kavala'dan Selanik'e (Thessaloniki) giden otobüs için 16.30 Euro ödedim.

Selanik yolunda karnımı bir wrap dönerle (3.10 Euro) ve ayranla (2.5 Euro) doyurdum. Otogardan şehir merkezine 31 numaralı otobüsle indim, bu da 1 Euro'ya mal oldu. Geceyi Stay Hybrid Hostel'de geçirdim, 12.5 Euro karşılığında.

Selanik, Yunanistan'ın Atina'dan sonraki en büyük şehri ve tarihi açıdan katmanlı bir yer: Bizans döneminden kalma surları ve kiliseleri, Osmanlı mirası ve çok kültürlü geçmişiyle tanınıyor. Ayrıca Atatürk'ün doğduğu şehir olması, Türkiyeli gezginler için burayı ayrı bir duraktan çok daha fazlası yapıyor.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Sentido sahil (su, yemek, içecek): yaklaşık 24.5 Euro
  • Atina-Roma uçak bileti: 750 TL
  • Feribot kafe: 4 Euro
  • Keramoti-Chrysoupoli + Sarışaban-Kavala + Kavala-Selanik otobüsleri: 25.90 Euro
  • Wrap döner + ayran: 5.60 Euro
  • Otogar-merkez otobüsü: 1 Euro
  • Stay Hybrid Hostel: 12.5 Euro

Gün 2 toplamı: 55 Euro + 785 TL

Gün 3: Selanik'i Gezip Atina'ya Uçmak (19 Ağustos 2019)

Sabaha bir sandviç (2 Euro) ve çayla (1.5 Euro) başladım. Bir gün önce otelde unuttuğum şarj cihazının eksikliğini burada telafi ettim: yeni bir Android şarj cihazı ve kablo için 10 Euro ödedim. Yol boyunca biriktirdiğim anılara birkaç Selanik mıknatısı da eklemeden geçemedim.

Öğleden sonrasını TriBeCa kafede su ve Ice Latte ile geçirdim (4.5 Euro), ardından City Sightseeing Selanik turuna katıldım — 10 Euro. Burada dürüst olmam gerekirse: tur otobüsü 6-7 durakta şehri dolaşıp kaleye kadar çıkıyor, tepeden Selanik manzarası gerçekten etkileyici ama biletin karşılığını verip vermediği tartışmaya açık; üstelik Türkçe çeviri anons sistemi oldukça kötüydü. Starbucks'ta bir Ice Latte daha içtim (3.5 Euro), sonra Beyaz Kule'den havalimanına giden otobüse bindim (2 Euro).

Beyaz Kule (Lefkos Pyrgos), Selanik'in en tanınmış simgesi — Osmanlı döneminde inşa edilmiş, önce hapishane sonra da infaz yeri olarak kullanılmış, bugünse şehrin sahil şeridinde müze olarak ziyaretçi ağırlıyor. Bu hat üzerinden havalimanına giden 95 numaralı otobüs akşam saatlerinde inanılmaz kalabalıktı — Beyaz Kule'den kalkan bu hat neredeyse "x10" yoğunluğundaydı, otobüsten inmek bile zordu. Havalimanına ulaşım toplamda bir saat sürdü ve 6 Euro'ya mal oldu.

Uçuş gecikmeli oldu, Atina'ya gece 23:45'te indim. Aegean Airlines'ın ikramı iyi bir sürprizdi: ücretsiz içecek ve bisküvi. Geceyi Acropolis Hostel'de geçirdim, 10 Euro karşılığında.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Kahvaltı sandviç + çay: 3.5 Euro
  • Şarj cihazı + kablo: 10 Euro
  • TriBeCa kafe: 4.5 Euro
  • City Sightseeing Selanik turu: 10 Euro
  • Starbucks: 3.5 Euro
  • Beyaz Kule-havalimanı otobüsleri: 8 Euro
  • Acropolis Hostel: 10 Euro

Gün 3 toplamı: 70 Euro

Gün 4: Atina'dan Roma'ya (20 Ağustos 2019)

Atina'da vaktim kısıtlıydı ama antik tapınak müzesine girmeden geçemedim — öğrenci indirimiyle 4 Euro. Atina, Batı medeniyetinin beşiği sayılan Akropolis'i ve onun tepesindeki Parthenon Tapınağı'yla dünyanın en çok ziyaret edilen antik alanlarından birine ev sahipliği yapıyor; MÖ 5. yüzyılda inşa edilen bu yapılar, demokrasinin doğduğu topraklarda hâlâ ayakta.

Yolculuğun geri kalanı için hazırlık yaptım: Vodafone'dan 22.5 GB'lık bir internet paketi aldım (15 Euro) — Avrupa içinde veri kesintisi yaşamamak adına iyi bir yatırımdı. Şehir merkezinden havalimanına otobüsle gittim (6 Euro), Roma'ya indiğimde de havalimanından merkeze T.A.M. otobüsüyle ulaştım (7 Euro).

Roma'da ilk şaşırdığım şey kalabalıktı — turist yoğunluğu inanılmaz boyutlardaydı. İyi haber şu ki, sokak köşelerinde içilebilir çeşme suları vardı (tıpkı Atina Havalimanı'nın bekleme alanında bulduğum içme suyu gibi), bu da hem para hem de susuzluk derdinden kurtarıyordu.

Roma'dan Floransa'ya ileriki günler için Flixbus bileti aldım (13 Euro) ve Kolezyum'a yakın bir hostelde kaldım (13 Euro). Roma Kolezyumu, İmparator Vespasianus döneminde inşa edilmeye başlanan ve MS 80'de tamamlanan dev bir amfitiyatro; antik Roma'nın gladyatör dövüşlerine ve halk gösterilerine sahne olmuş, bugün de şehrin en çok ziyaret edilen simgesi.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Tapınak müzesi girişi (öğrenci): 4 Euro
  • Vodafone 22.5 GB paketi: 15 Euro
  • Merkez-havalimanı otobüsü (Atina): 6 Euro
  • Havalimanı-merkez otobüsü (Roma): 7 Euro
  • Flixbus Roma-Floransa bileti: 13 Euro
  • Near Colosseum Hostel: 13 Euro

Gün 4 toplamı: 90 Euro

Gün 5: Roma'da Son Gün, Vatikan ve Gece Otobüsüne Hazırlık (21 Ağustos 2019)

Sabahı Pantheon'un yakınındaki bir kafede geçirdim — 2 kruvasan, sadece 2 Euro, gerçekten harikaydı. Pantheon, İmparator Hadrianus döneminde MS 2. yüzyılda yeniden inşa edilmiş, dünyanın hâlâ ayakta olan en büyük takviyesiz beton kubbesine sahip antik yapılardan biri; günümüzde kilise olarak kullanılıyor ve girişi ücretsiz.

Buradaki bir öğün ise gezinin "büyük pişmanlığı" oldu: bir kafede Ice Latte, peynirli domuz eti sandviçi ve kola için tam 15 Euro ödedim — kendi tabirimle "yaptığım büyük salaklık". Turist tuzağı fiyatlandırmasına düşmemek için menüye önceden bakmak, bu gezinin bana öğrettiği derslerden biri oldu.

Öğleden sonra metroyla Kolezyum'dan Termini'ye (1.5 Euro), oradan da Tiburtina'ya (1.5 Euro) geçtim — Tiburtina, Roma'nın büyük otobüs terminallerinden biri ve gece Floransa'ya gidecek Flixbus'ım oradan kalkıyordu. Bu arada ilerideki rotamı da netleştirdim: Milano'dan Berlin'e 30 Euro'ya bir Ryanair bileti aldım, dönüş için de Amsterdam'dan İstanbul'a 580 TL'lik bir uçak bileti ayırttım.

Akşam yemeği için Palm Market'ten soğuk sandviç, pizza, su ve kola aldım (5.20 Euro). Geceyi geçirdiğim hostelde şehir vergisiyle birlikte 17 Euro ödedim — burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: şehir vergisi (city tax) çoğu İtalyan otelinde/hostelinde nakit olarak isteniyor, kredi kartı kabul edilmiyor.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Pantheon kafe (kruvasan): 2 Euro
  • Öğle yemeği (pişmanlık faturası): 15 Euro
  • Metro biletleri: 3 Euro
  • Milano-Berlin uçak bileti: 30 Euro
  • Amsterdam-İstanbul uçak bileti: 580 TL
  • Palm Market akşam yemeği: 5.20 Euro
  • Hostel + şehir vergisi: 17 Euro

Gün 5 toplamı: 80 Euro + 580 TL

Gün 6: Floransa'dan Pisa'ya, Kule ile Randevu (22 Ağustos 2019)

Gece otobüsüyle Floransa'ya ulaştıktan sonra günü hafif bir kahvaltıyla açtım: 2 kruvasan, çay ve bir donut, toplam 5.20 Euro. Floransa (Firenze), Rönesans'ın doğduğu kabul edilen şehir — Medici ailesinin himayesinde Botticelli, Michelangelo ve Leonardo da Vinci gibi isimlerin eserlerinin toplandığı Uffizi Galerisi ve devasa kubbesiyle Santa Maria del Fiore Katedrali burada. Ne yazık ki zaman kısıtlıydı ve şehri derinlemesine gezmek yerine Pisa'ya doğru yola koyulmam gerekti.

Floransa'dan Pisa'ya trenle geçtim, bilet 8.70 Euro'ydu. Trende dikkatimi çeken bir detayı not etmek isterim: WiFi yoktu ama priz vardı, üstelik Türk soketleri sorunsuz çalışıyordu — bu, Avrupa'da tren yolculuğu yapacaklar için küçük ama değerli bir bilgi. Pisa'dan Milano'ya devam eden Trenitalia bileti ise 25 Euro'ya geldi.

Pisa istasyonundan asıl hedefe, ünlü Kule'ye giden otobüs 3 Euro'ydu. Pisa Kulesi, aslında şehrin katedral kompleksinin çan kulesi olarak 12. yüzyılda inşaya başlanmış, zemin kayması yüzünden inşaat sırasında eğilmeye başlamış ve bu "kusur" onu dünyanın en tanınan mimari simgelerinden birine dönüştürmüş. Karnımı bir İstanbul bar'da kebapla doyurdum (5 Euro), Pisa'da bir kafede de Ice Latte ve kola içtim (6 Euro).

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Kahvaltı (kruvasan, çay, donut): 5.20 Euro
  • Floransa-Pisa tren: 8.70 Euro
  • Pisa-Milano tren (Trenitalia): 25 Euro
  • Pisa istasyonu-Kule otobüsü: 3 Euro
  • İstanbul bar kebap: 5 Euro
  • Pisa kafe: 6 Euro

Gün 6 toplamı: 84 Euro

Gün 7: Milano'dan Berlin'e, Sonra Doğrudan Amsterdam'a Gece Yolculuğu (23 Ağustos 2019)

Milano'da geceyi bir hostelde geçirdim (10 Euro), sabah kahvaltısını ise 12oz kafede yaptım: büyük bir sandviç, çay ve dondurma için 8.5 Euro ödedim — kafe 2.5 Euro'luk dondurmayı hediye etmişti, güzel bir jestti. Milano, İtalya'nın moda ve tasarım başkenti olarak biliniyor; devasa Gotik Duomo Katedrali ve efsanevi La Scala Opera Binası şehrin simgeleri arasında, ama benim burada vaktim yalnızca bir transit molasına yetti.

Milano'dan Bergamo Havalimanı'na Flixbus'la gittim (7 Euro), oradan önceden aldığım Ryanair bileti ile Berlin'e uçtum. Ama asıl maceramın en yorucu kısmı burada başladı: Berlin Havalimanı'ndan doğrudan Amsterdam Havalimanı'na giden gece Flixbus'ına bindim — 53 Euro karşılığında tam 11 saat sürecek bir yolculuk. Yola çıkmadan önce bir İstanbul restoranında döner, ayran ve patates kızartmasıyla (6 Euro) karnımı doyurdum.

Bu gece otobüsü deneyimi bana bazı önemli dersler verdi. Öncelikle akşam saatlerinde tren istasyonlarında tek başına beklemek risklidir, dikkatli olmak gerekiyor. Flixbus için ise şu tavsiyeleri ediniyorum: koltuğunuzu önceden seçin, yemek ve içeceğinizi yanınıza alın çünkü otobüs güzergâh boyunca hiç durmuyor (tuvalet otobüsün içinde mevcut), bindiğiniz otobüsün numarasını mutlaka kontrol edin (aynı duraktan farklı hatlar kalkabiliyor), WiFi/USB girişi/priz genelde bulunuyor ve otobüslerin çoğu iki katlı, konforlu ve hızlı.

Havalimanında nakit ihtiyacım çıkınca ATM'den 20 Euro çektim, ama üstüne 3.95 Euro ek ücret bindi — döviz kurunu makinenin kendisi belirlediği için kur oldukça yüksek uygulanmıştı. Bu, yurt dışı ATM kullanırken dikkat edilmesi gereken kritik bir noktaydı.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Milano hostel: 10 Euro
  • 12oz kafe kahvaltı: 8.5 Euro
  • Flixbus Milano-Bergamo Havalimanı: 7 Euro
  • Flixbus Berlin Havalimanı-Amsterdam Havalimanı: 53 Euro
  • İstanbul restoran (döner, ayran, patates): 6 Euro
  • Havalimanı ATM çekimi (ek ücretiyle): 20 Euro (+3.95 Euro ek ücret)

Gün 7 toplamı: 88 Euro

Gün 8: Berlin'den Amsterdam'a Varış (24 Ağustos 2019)

11 saatlik gece otobüsünün ardından Amsterdam Havalimanı'na indiğimde ilk işim bir kola ve sandviçle (7 Euro) kendime gelmek oldu. Şehir merkezine metroyla ulaştım, yaklaşık bir saat sürdü ve 3.20 Euro'ya mal oldu.

Burada pratik bir not düşmek istiyorum: Flixbus, Amsterdam merkezine değil, şehrin biraz dışındaki Slotermeer bölgesine indiriyor. Oradan M51 metro hattıyla merkeze ulaşmak gerekiyor — ilk kez giden biri için bu bilgi hem zaman hem de kafa karışıklığı açısından değerli.

Amsterdam, kanalları, bisiklet kültürü ve 17. yüzyıldan kalma "Altın Çağ" mimarisiyle tanınan bir şehir; UNESCO Dünya Mirası listesindeki kanal kuşağı, şehrin en karakteristik dokusunu oluşturuyor. Yorgun bacaklarımla da olsa, kanalların kenarında yürümek bu uzun gecenin ardından tam bir rahatlama oldu.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Havalimanı kafe (kola + sandviç): 7 Euro
  • Metro (merkeze, 1 saat): 3.20 Euro

Gün 8 toplamı: 10.20 Euro

Gün 9: Rotterdam'da Kapanış (25 Ağustos 2019)

Gezinin son durağı Rotterdam oldu. Burada bir Decathlon mağazasından ihtiyaç duyduğum ufak bir portatif çanta aldım (1.69 Euro) ve bir şişe su (0.69 Euro) ile günü tamamladım — bütçe artık iyice erimişti ama son gün küçük, sembolik harcamalarla kapandı.

Rotterdam, Amsterdam'ın aksine tarihi dokusuyla değil, modern mimarisiyle öne çıkıyor: II. Dünya Savaşı'nda büyük ölçüde yıkılan şehir, savaş sonrası sıfırdan yeniden inşa edilerek Avrupa'nın en cesur modern binalarına ve aynı zamanda kıtanın en büyük limanlarından birine ev sahipliği yapan bir merkeze dönüştü. Kübik evleri (Kubuswoning) ve Markthal'ıyla, gezinin son durağı olarak tam bir "kapanış kontrastı" sundu.

Bu arada, bütün gezi boyunca fark ettiğim bir şeyi de not düşmeden geçemeyeceğim: Hollanda'da Albert Heijn marketleri her köşe başında var, tıpkı Türkiye'deki BİM zincirleri gibi — bütçe dostu atıştırmalık ve su ihtiyacını karşılamak için en pratik adres.

O günün öne çıkan harcamaları:

  • Decathlon portatif çanta: 1.69 Euro
  • Su: 0.69 Euro

Gün 9 toplamı: 2.38 Euro

Pratik İpuçları: Ulaşım

Bu gezi boyunca kullandığım ulaşım araçlarının çeşitliliği kendi başına bir ders niteliğindeydi:

  • Otobüs turu (TEMSA Safir, 2+2): İstanbul'dan Halkidiki'ye 13 saatlik gece yolculuğu; Kadıköy, Mecidiyeköy, Bakırköy, Selimpaşa ve Keşan duraklarından yolcu alıyordu.
  • Feribot: Thasos Adası'na gidiş-dönüş kolay ve ucuzdu (20 Euro); yerel feribot hatları Kavala-Thasos hattında sık sefer yapıyor.
  • Yerel/bölgesel otobüsler: Keramoti-Chrysoupoli, Sarışaban-Kavala, Kavala-Selanik gibi hatlarda genelde şoföre nakit ödeme yapılıyor; biletler küçük fiyat farklarıyla (3-16 Euro arası) değişiyor.
  • Flixbus: Avrupa içi uzun mesafe için en çok kullandığım araçtı. Önerilerim: koltuğunuzu önceden seçin, yemek/içeceğinizi yanınıza alın (bazı hatlar hiç durmuyor, tuvalet otobüste mevcut), bindiğiniz otobüsün numarasını mutlaka teyit edin, çoğu hatta WiFi/USB girişi/priz bulunuyor ve araçların büyük kısmı iki katlı ve hızlı.
  • Tren (Trenitalia): Floransa-Pisa ve Pisa-Milano hatlarında kullandım. Bazı trenlerde WiFi yok ama priz var — Türk soketleri sorunsuz çalışıyor.
  • Uçak (Aegean Airlines, Ryanair): Kısa mesafeli ama zaman kazandıran sıçramalar için (Selanik-Atina, Atina-Roma, Milano-Berlin) tercih ettim; bütçe havayollarında ikramlar sınırlı ama Aegean'da ücretsiz içecek ve bisküvi vardı.
  • Havalimanı-şehir merkezi bağlantıları: Neredeyse her şehirde otobüs en ucuz seçenekti (6-7 Euro bandında); Selanik'te Beyaz Kule hattı akşamları aşırı kalabalık olabiliyor, bunu göz önünde bulundurun.

Pratik İpuçları: Konaklama

Dokuz gün boyunca kaldığım yerler hostel ağırlıklıydı ve gecelik fiyatlar 10-17 Euro bandında değişti. Otel Alexandros gibi üç yıldızlı bir otel bile güzel olsa da merkeze uzaksa akşamları dışarı çıkmayı zorlaştırabiliyor (üstelik sivrisinek riski de cabası). Hostel seçerken merkeze yakınlığı, ana ulaşım noktalarına (otogar, tren istasyonu, Flixbus durağı) mesafeyi öncelik olarak değerlendirdim. İtalya'da kaldığım yerlerde şehir vergisi (city tax) ayrıca ve genellikle nakit olarak talep ediliyordu — bunu bütçenize baştan dahil edin.

Pratik İpuçları: Para ve Döviz

Yola 1800 TL'yi 290 Euro'ya çevirerek çıktım ve gezi boyunca harcamaların büyük kısmını bu nakitle karşıladım. Havalimanı ATM'lerinden para çekerken dikkatli olun: Berlin Havalimanı'nda çektiğim 20 Euro'ya 3.95 Euro ek ücret bindi, çünkü ATM'nin uyguladığı döviz kuru piyasa kurundan belirgin şekilde yüksekti. Mümkünse nakdi şehir merkezindeki bankamatiklerden veya döviz bürolarından temin etmek, havalimanı ATM'lerine göre daha avantajlı. Ayrıca İtalya'da şehir vergisi gibi bazı kalemlerin sadece nakit kabul ettiğini unutmayın — cebinizde her zaman biraz nakit Euro bulundurun.

Pratik İpuçları: Yeme-İçme

Bütçe dostu ama doyurucu seçenekler bu gezinin anahtarıydı: Yunanistan'da börek ve tost (2-8 Euro bandı) hem ucuz hem tatmin ediciydi, sahil restoranlarındaki (Sentido gibi) ana yemekler beklenenden çok daha kaliteliydi. İtalya'da ise fiyatlar biraz daha değişkendi — Pantheon yakınındaki ufak kafede 2 Euro'ya harika kruvasanlar bulabildiğim gibi, dikkatsiz seçtiğim bir kafede aynı öğün için 15 Euro ödedim. Ders şu: turistik bölgelerde oturmadan önce menüyü ve fiyatları mutlaka kontrol edin. Ayrıca Roma ve Atina'da sokak çeşmelerinden içilebilir su bulmak, hem bütçeyi hem de sıcak yaz günlerinde susuzluğu idare etmenin en pratik yoluydu.

Pratik İpuçları: Bağlantı (İnternet ve Hat)

Türkiye'den çıkmadan önce Türk Telekom'un "Dünya Varmış" paketini aktive ettim (35 TL) — temel ihtiyaçlar için yeterliydi ama uzun gezi için tek başına yetmedi. Atina'da Vodafone'dan 22.5 GB'lık yerel bir data paketi aldım (15 Euro), bu da Avrupa içindeki geri kalan günler boyunca harita, bilet ve iletişim ihtiyaçlarımı sorunsuz karşıladı. Çok ülkeli bir rota planlıyorsanız, yerel bir SIM veya data paketi almayı bütçenize baştan dahil edin.

Pratik İpuçları: Genel Öneriler

  • Terlik alın: Hostel duşları, sahil molaları ve uzun gün içlerinde terlik hayat kurtarıyor.
  • Şarj cihazınızı bir kez unutmak yeter: Otelde şarj aletimi unutmam, sonraki günlerde yeni bir şarj cihazı ve kablo almama (10 Euro) mal oldu — yedek bir kablo yanınızda taşıyın.
  • Türk soketleri Avrupa'nın çoğunda sorunsuz çalışıyor (özellikle İtalya trenlerinde test ettim), ama yine de küçük bir evrensel adaptör bulundurmakta fayda var.
  • Gece istasyonlarda tek başına beklemek risklidir — özellikle büyük şehirlerin ana tren/otobüs terminallerinde akşam saatlerinde dikkatli olun.
  • Flixbus'a binmeden önce doğru otobüs numarasını kontrol edin — aynı duraktan birden fazla hat kalkabiliyor ve kalkış hiç durmadan devam edebiliyor.
  • Havalimanı ATM'lerinden kaçının ya da en azından kur farkını göz önünde bulundurarak küçük miktarlar çekin.

Sonuç: Dokuz Günde Dört Ülke, Kaç Paraya?

Günlük harcamaları topladığımda, dokuz gün boyunca kabaca 597 Euro artı yaklaşık 1365 TL harcadığımı görüyorum — buna İstanbul'dan çıkış masrafları ve iki uluslararası uçak bileti (Atina-Roma 750 TL, Amsterdam-İstanbul 580 TL) de dahil. Dört ülke, altı şehir, sayısız otobüs-tren-feribot-uçak kombinasyonu düşünüldüğünde, bu rakam bütçe dostu Avrupa gezisinin ne kadar mümkün olduğunu gösteriyor.

Bu tarz bir gezi, planlı paket turlardan çok, rotasını yolda kendi kararlarıyla şekillendirmekten çekinmeyen, biraz belirsizliğe tahammülü olan ve "bir sonraki otobüsü kaçırırsam ne olur" sorusuna soğukkanlı yaklaşabilen gezginler için ideal. Leggo Tur'un Halkidiki-Thasos programıyla başlayıp kendi rotamı çizdiğim bu dokuz gün, bana öğrettiği en büyük dersle bitiyor: bazen en iyi gezi, planladığınız değil, yolda kendiliğinden şekillenen gezidir. Terliğinizi alın, nakdinizi doğru yerden bozdurun ve otobüs numaranızı iki kez kontrol edin — gerisi kendiliğinden gelir. Böyle çok ülkeli bir rotada yurtdışında internet ve para yönetimi kritik: eSIM rehberimiz ve kart & döviz rehberimiz işinizi kolaylaştırır.