Kıbrıs'ta yıllardır yaşıyorum ve adayı gezdikçe haritada garip bir ayrıntıyla karşılaşırsınız: Girne-Lefke hattının çok dışında, adanın kuzeybatı ucunda, KKTC'ye bağlı olduğu söylenen ama kara yoluyla oraya hiçbir şekilde ulaşamadığınız küçük bir nokta. Adı Erenköy, eski adıyla Kokkina. Bu yazıda o bölgenin nerede olduğunu, neden bu kadar tuhaf bir konuma sahip olduğunu ve bugün ne durumda olduğunu, elimden geldiğince ölçülü ve doğrulanabilir bilgilerle anlatmaya çalışacağım.

Erenköy Coğrafi Olarak Nerede?

Erenköy, Kıbrıs'ın kuzeybatı kıyısında, Girne-Lefke hattının epey batısında, dağlık Tilliria (Dillirga) bölgesinde, Güzelyurt Körfezi'nin kıyısında yer alan küçük bir sahil yerleşimidir. Coğrafi olarak KKTC'nin ana gövdesinden kopuktur; çevresi tamamen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin fiilen kontrol ettiği topraklarla sarılıdır. Yani harita üzerinde KKTC'ye ait gösterilen bu küçük cep, aradaki Rum kontrolündeki arazi yüzünden KKTC'nin geri kalanına kara yoluyla bağlı değildir — tam anlamıyla bir kara-dışı ceptir (exclave). İdari açıdan bakıldığında durum daha da katmanlı: bölge hukuken (de jure) Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Lefkoşa ilçesine bağlı sayılırken, fiilen (de facto) KKTC'nin Lefke ilçesi sınırları içinde, Türk Silahlı Kuvvetleri kontrolünde bir askeri alan olarak yönetilmektedir.

1964'te Erenköy'de Ne Oldu?

Erenköy'ün bugünkü sembolik önemi büyük ölçüde 1963-64 döneminde adada yaşanan toplumlararası çatışmalardan geliyor. Ağustos 1964'te, General Georgios Grivas komutasındaki Kıbrıs Cumhuriyeti Ulusal Muhafız Alayı birlikleri, bölgedeki Türk savunmasını çökertmek amacıyla Kokkina (Erenköy) çevresine büyük bir kara ve deniz harekâtı başlattı. Bölgeyi o dönem yaklaşık 745 kişilik bir güçle Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) savunuyordu; karşısında iki bine yakın Ulusal Muhafız askeri vardı. Çatışmalar sırasında çevredeki birkaç köy Rum kuvvetlerinin eline geçse de, Erenköy'ün iç savunma hattı düşmedi.

Kuşatma tam beş gün sürdü; 5-10 Ağustos 1964 tarihleri arasında TMT savunması can pahasına ayakta kaldı, ancak 6 Ağustos'ta Ulusal Muhafız birlikleri köyü tamamen kuşatarak hem savunmacıları hem de sivil halkı geri çekilmeye zorladı. Durumun Türk tarafı için gitgide sürdürülemez hale gelmesi üzerine Türkiye, 8 Ağustos 1964'te doğrudan askeri müdahale kararı aldı. Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı savaş uçakları, Erenköy çevresindeki ve Mansura yakınlarındaki Rum Ulusal Muhafız mevzilerini bombalamaya başladı; 9 Ağustos günü bu müdahale toplam 64 Türk uçağının katılımıyla doruğa ulaştı. Baskının büyüklüğü ve olası bir tırmanma ihtimali, Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı Makarios'u Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde ateşkes çağrısına yöneltti; Konsey'in devreye girmesiyle 9 Ağustos akşamı ateşkes ilan edildi ve çatışmalar sona erdi. Çatışmaların bilançosu TMT/Türk tarafında 10 ölü ve 23 yaralı olarak kayıtlara geçti; çevredeki dört köy Rum kontrolüne geçmiş olsa da Erenköy'ün kendisi Türk egemenliğinde kaldı. Bugün 8 Ağustos, KKTC'de resmi olarak "Erenköy Direnişi Günü" adıyla anılıyor.

Hava müdahalesinin ayrıntılarına biraz daha inmek gerekirse: harekâtta görev alan uçaklar Türk Hava Kuvvetleri'nin F-100 Super Sabre tipi savaş uçaklarıydı. 8 Ağustos 1964'te bu uçaklar, Erenköy açıklarında değil ama Tilliria bölgesinin biraz güneyinde, Güzelyurt Körfezi'ndeki Xeros Limanı yakınlarında devriye gezen Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ait Phaethon ve Arion adlı devriye botlarına saldırdı; Phaethon roketlerle vurularak alevler içinde kaldı ve mürettebatından yedi kişi hayatını kaybetti. Aynı gün ve ertesi gün boyunca Türk uçakları Tilliria bölgesindeki çeşitli Rum köylerini de hedef aldı; bu saldırılarda Kato Pyrgos köyüne yapılan bombardımanda sivil kayıplar yaşandığı da dönemin kayıtlarına geçti. 10 Ağustos'a gelindiğinde Ulusal Muhafız birlikleri Erenköy'ün iç savunma hattını bir türlü aşamamıştı; bu da bölgeyi fiilen "kuşatılmış ama düşmemiş" bir Türk mevzisi haline getirdi — bugün hâlâ süregelen kara bağlantısızlığının kökeni de tam olarak bu noktaya, yani 1964'teki bu kuşatmanın kalıcılaşmasına dayanıyor.

1974 Sonrası: Askeri Bölge ve İdari Statü

1974'teki gelişmelerin ardından Erenköy'ün hukuki konumu da yeniden şekillendi: bölge 1975'te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin, 1983'ten itibaren de KKTC'nin bir parçası olarak kabul edildi. Ama bu "bağlılık" harita üzerinde bir çizgiden ibaret kaldı, çünkü Erenköy hâlâ Birleşmiş Milletler'in kontrolündeki tampon bölgeyle çevrili durumda; yani kara yoluyla adanın geri kalan Türk kesimine bağlanması fiziksel olarak mümkün değil. Bugün bölge, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı askerlerin konuşlandığı, sivil nüfusun bulunmadığı bir garnizon niteliğinde. 1964'te köyde kalan Türk Kıbrıslı sivil halk, Kasım 1976'da toplu olarak Karpaz Yarımadası'ndaki Yialousa'ya (bugünkü Yeni Erenköy) nakledildi; o tarihten bu yana eski Erenköy'de yerleşik sivil bir topluluk bulunmuyor. Kısacası bugün var olan Erenköy, bir kasaba değil, tarihi bir savunma hattının üzerine kurulu, sembolik ağırlığı yüksek bir askeri nokta.

Erenköy'e Bugün Nasıl Ulaşılır?

Kıbrıs'ta yaşayan biri olarak sık sorulan bir soruyla karşılaşıyorum: "Madem KKTC toprağı, oraya nasıl gidiliyor?" Cevabı basit değil. Erenköy'ün çevresi tamamen Güney Kıbrıs Rum kesiminin fiilen kontrol ettiği topraklar ve Birleşmiş Milletler tampon bölgesiyle sarılı olduğu için, ne özel araçla ne de toplu taşımayla kara yoluyla bölgeye ulaşmak mümkün değil. Bölge fiilen kapalı bir askeri alan statüsünde olduğundan giriş çıkışlar sivil turizm güzergâhlarının tamamen dışında, büyük ölçüde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin lojistik ve personel hareketleriyle sınırlı tutuluyor. Bu yüzden Erenköy, standart bir "gezi rotası" olarak düşünülebilecek bir yer değil; ortalama bir gezginin oraya kendi imkânlarıyla gidip fotoğraf çekmesi mümkün değil. Kıbrıs'ı gezerken haritada gördüğünüz o kopuk cep, aslında erişilebilirlik açısından da adanın en izole noktalarından biri.

Erenköy'ün Kıbrıs Türk Hafızasındaki Yeri

Erenköy, küçüklüğüne rağmen Kıbrıs Türk toplumunun kolektif hafızasında büyük bir yer tutuyor. 1964'teki direniş, KKTC'nin resmi tarih anlatısında "az sayıda savunmacının çok daha kalabalık bir güce karşı direnip toprağı elde tuttuğu" bir sembol olarak işleniyor ve bu yüzden her yıl 8 Ağustos'ta törenlerle anılıyor. Köyde çatışmalarda hayatını kaybeden 13 Türk Kıbrıslının mezarı bulunuyor; bu mezarlar düzenli olarak bakımı yapılan, ziyaret edilen bir şehitlik niteliğinde ve yıllık anma törenlerinin merkezinde yer alıyor. Bölgede ayrıca direnişi ve savunmacıları anlatan küçük bir müze de mevcut. KKTC'de büyüyen ya da eğitim gören hemen herkes, Erenköy adını bu direniş üzerinden tanır; bu yüzden ada dışından biri için sadece "erişilemeyen bir toprak parçası" gibi görünen bu nokta, Kıbrıs Türk kimliğinde çok daha ağır bir sembolik yük taşıyor.

Güncel Nüfus ve Yerleşim Durumu

Sık sorulan bir başka soru da şu: Erenköy'de bugün kimse yaşıyor mu? Kısa cevap: hayır. 1976'daki toplu tahliyeden bu yana bölgede sabit sivil bir yerleşim yok; nüfus sıfıra yakın ve bulunan tek insan varlığı, garnizonda görevli askeri personel. Eski köyün evleri ve sivil dokusu zamanla askeri altyapıya devredilmiş durumda; sokaklarında dolaşan bir mahalle sakini ya da açık bir dükkân bulmanız mümkün değil. Bu da Erenköy'ü, Kıbrıs'taki diğer terk edilmiş ya da nüfus yer değiştirmesi yaşamış yerleşimlerden ayıran en çarpıcı yön: burası sadece boşalmış bir köy değil, üzerine doğrudan askeri bir işlev inşa edilmiş, sivil hayata kapalı bir alan.

Kıbrıs'ta yıllardır dolaşan biri olarak, Erenköy'ü bana en çok düşündüren şey, adanın hâlâ ne kadar çok "çözülmemiş" ayrıntı barındırdığı. Girne'den Lefke'ye giderken geçtiğiniz o tanıdık sahil şeridinin bir uzantısı gibi görünen bu küçük toprak parçası, aslında 1964'ten bu yana donmuş bir anın hâlâ üzerinde durduğu bir yer. Kara yoluyla gidilemeyen, sivil nüfusu kalmamış, ama her 8 Ağustos'ta yeniden hatırlanan Erenköy, Kıbrıs'ın haritasına bakarken çoğu gezginin fark etmediği ama adanın yakın tarihini anlamak isteyen herkesin bir gün karşılaşacağı türden bir ayrıntı.