İstanbul'da yıllardır dolaşıyorum ve itiraf edeyim: bu şehirde beni en çok düşündüren şey camiler ya da saraylar değil, sokak tabelaları oldu. Kurtuluş'ta bir kahve içerken, Hasköy'de dar bir ara sokakta kaybolurken ya da Beyoğlu'nun art sokaklarında yürürken hep aynı soruyu sordum kendime: bu sokağın adı hep böyle miydi? Cevap çoğu zaman hayırdı. İstanbul'un haritası, aslında yüzyıl boyunca üzerine yeniden yeniden yazılmış bir palimpsest gibi. Ve bu yeniden yazma işi, çoğunlukla masum bir "modernleşme" hamlesinden ibaret değildi — kentin gayrimüslim geçmişini görünmez kılan, bilinçli bir siyasi tercihin izini taşıyordu.

1927: Bir Şehrin Adları Beş Ayda Yeniden Yazıldı

Hikâyenin dönüm noktalarından biri 1927 yılı. O dönem İstanbul Şehremaneti (belediyesi), sokaklara isim ve binalara numara verilmesini öngören bir düzenlemeyi hayata geçirmek üzere görevi tarihçi ve eğitimci Osman Nuri Ergin'e verdi. Ergin ve ekibi, şehri doksan bölgeye ayırıp yaklaşık beş ay gibi kısa bir sürede İstanbul'daki yaklaşık 6.200 küsur sokak, cadde ve meydan adını gözden geçirdi. Amaç resmî olarak "tekrar eden isimleri ayıklamak ve şehri düzenli bir adres sistemine kavuşturmak"tı; ama bu çalışmanın bir diğer ayağı da Türkçe olmayan — Rumca, Ermenice, Bulgarca, İbranice kökenli — isimlerin "millîleştirilmesi"ydi. Yani teknik bir haritalama operasyonu, aynı zamanda kentin çok dilli hafızasını tek bir dile indirgeyen bir müdahaleye dönüştü. Bu dönemi en ayrıntılı biçimde belgeleyen kaynaklardan biri, tarihçi Rıfat N. Bali'nin "Bir Türkleştirme Serüveni" adlı çalışması; orada bu sürecin sadece İstanbul'a değil, cumhuriyetin ilk yirmi yılına yayılan daha geniş bir "millîleştirme" iklimine oturduğunu görüyoruz.

Cadde-i Kebir'den İstiklal Caddesi'ne

Bu dönüşümün en görünür örneği, bugün milyonlarca kişinin yürüdüğü İstiklal Caddesi. Osmanlı döneminde resmî adı Cadde-i Kebir, gündelik dilde ise Fransızca "Grande Rue de Péra" (Pera'nın Büyük Caddesi) idi — "Pera" kelimesi Yunanca "öte yaka, karşı taraf" anlamına geliyordu ve caddenin yabancı ve gayrimüslim nüfusla iç içe geçmiş kimliğini yansıtıyordu. 1927'de, tam da Ergin'in yürüttüğü isimlendirme çalışması sırasında, belediye caddeye "İstiklal Caddesi" tabelasını astı. Bugün o caddede yürürken pek azımız, adının aslında Cumhuriyet'in kendi bağımsızlık anlatısını sokağa kazıma çabasının bir parçası olduğunu düşünüyor.

Tatavla'nın "Kurtuluş"a Dönüşümü

Şişli'nin bugünkü Kurtuluş semti, 1920'lerin sonuna kadar Tatavla adını taşıyordu — İstanbul'un en yoğun Rum Ortodoks nüfusuna sahip mahallelerinden biri, hatta dönemin kaynaklarında zaman zaman "Küçük Atina" diye anılan bir yer. 22 Ocak 1929'da mahallede büyük bir yangın çıktı ve geniş bir alan kül oldu. Yangının hemen ardından, aynı yılın martında belediye meclisi mahallenin adını "Kurtuluş" olarak değiştirme kararı aldı. Resmî gerekçe yeniden imar ve modernleşmeydi, fakat sonuç itibarıyla kentin kolektif hafızasından Rumca kökenli bir yer adı bir kez daha silinmiş oldu. Bugün Kurtuluş'ta hâlâ ayakta duran kiliseler ve eski apartmanlar, o kaybolan ismin arkasındaki topluluğun izlerini taşıyor.

Hasköy'de Silinen Yahudi İzleri

Daha az bilinen ama en az o kadar çarpıcı bir örnek Hasköy'den geliyor. Haliç kıyısındaki bu mahalle, yüzyıllar boyunca İstanbul'un en köklü Yahudi topluluklarından birine ev sahipliği yapmıştı ve sokak adları da bunu yansıtıyordu: örneğin bugünkü adıyla tanınmayan "Basmacı Avram Sokağı" ve "Terzi Hayim Sokağı" gibi. Aynı Türkleştirme dalgası içinde bu isimler sessizce değiştirildi — Basmacı Avram Sokağı "Basmacı Ruşen", Terzi Hayim Sokağı ise "Terzi Kasım" oldu. Yahudi kültür mirasına odaklanan Avlaremoz platformunun araştırmaları, bu değişikliklerin özellikle Hasköy'ün en eski sinagoglarından Maalem Sinagogu çevresindeki sokaklarda yoğunlaştığını gösteriyor. İlginç bir ayrıntı: mahallede hâlâ "Hamursuz Sokak" gibi, Yahudi bayramı Pesah'ın adını taşıyan birkaç sokak adı korunmuş — belki de anlamı zamanla unutulduğu için gözden kaçmış bir istisna.

Ayastefanos'tan Yeşilköy'e

Bugün İstanbul Havalimanı'nın (eski Atatürk Havalimanı'nın) hemen yanı başındaki sakin sahil semti Yeşilköy de benzer bir dönüşümden geçti. Semtin eski adı Ayastefanos'tu — Rumca "Ayios Stefanos" (Aziz Stefanos) isminin Türkçeleşmiş hâli; Batı dillerinde ise 1878 tarihli ünlü Ayastefanos Antlaşması sayesinde "San Stefano" olarak tanınıyordu. Kaynaklar arasında kesin yıl konusunda küçük farklılıklar var — bazıları 1920'lerin ortasını, bazıları 1930'u işaret ediyor — ama değişimin yazar Halit Ziya Uşaklıgil'in önerisiyle gerçekleştiği ve semtin yeşilliğine atıfla "Yeşilköy" adının benimsendiği konusunda kaynaklar birleşiyor. Burada da örüntü aynı: Hristiyan bir azizin adını taşıyan bir yer adı, doğa temalı, "nötr" bir Türkçe isimle değiştirildi.

1950'lerin İmar Dalgası: Vatan ve Millet Caddeleri

İsim değişikliği dalgası 1920'lerle sınırlı kalmadı. Başbakan Adnan Menderes'in 25 Eylül 1956'da "İstanbul'u yeniden fethediyoruz" sloganıyla başlattığı imar hareketi, kentin dokusunu fiziksel olarak da değiştirdi: belediye kayıtlarına göre yaklaşık 7.289 bina istimlak edilip yıkıldı, eski mahallelerin içinden yeni bulvarlar geçirildi. Bu dönemde açılan iki büyük cadde bile isimleriyle dönemin ruhunu özetliyor: "Vatan Caddesi" ve "Millet Caddesi." Yıkılan yapılar arasında gayrimüslim cemaatlere ait mülkler de vardı; ama bu dalganın birincil hedefinin doğrudan azınlık isimlerini silmek mi, yoksa genel bir modernleşme hamlesi mi olduğu konusunda tarihçiler arasında hâlâ tartışma sürüyor — bu yüzden burada nedeni tek bir kesin iddiaya bağlamak yerine, aynı on yılın parçası olan bir başka katman olarak not düşmek daha doğru.

Sokakta Kalan İz

Bugün Kurtuluş'ta bir kilisenin önünden geçerken, Hasköy'de bir sinagogun duvarına yaslanmış eski bir levhayı fark ettiğimde ya da Yeşilköy'de sahile inen bir ara sokakta yürürken hep aynı şeyi hissediyorum: bu şehrin resmî haritası tek bir hikâye anlatıyor, ama taşların, kapı üstü kitabelerinin ve hâlâ hayatta olan birkaç eski tabelanın anlattığı hikâye çok daha katmanlı. Sokak isimleri sandığımızdan çok daha politik nesneler — bir kararnameyle bir gecede değişebiliyorlar, ama arkalarında bıraktıkları boşluk yıllarca dolmuyor. İstanbul'u gezerken artık ben de sadece güzergâhıma değil, geçtiğim sokağın adının bana ne anlattığına da bakıyorum. Çünkü bazen bir şehri en iyi, kaybolan isimleri arayarak tanıyorsunuz.