İzmir'in hemen güneyinde, bugün haritalarda "Sağlık Mahallesi" olarak geçen sakin bir yerleşim var. Torbalı'nın kırsalında, Selçuk sınırına yakın bu küçük mahallenin geçmişini araştırırken karşıma çıkan hikaye, gezip gördüğüm onlarca yerden bambaşka bir yerde durdu beni: burası bir zamanlar "Cellat Gölü" diye anılan, insanları kelimenin tam anlamıyla öldüren bir bataklıktı. Bugün üzerinde tarlaların uzandığı bu toprakların altında, Cumhuriyet'in ilk yıllarına damga vuran bir halk sağlığı mücadelesi yatıyor.
Cellat Gölü Nerede? Küçük Menderes'in Unutulan Bataklığı
Cellat Gölü, İzmir'in Selçuk ilçesine yakın, Torbalı yönünde uzanan geniş bir bataklık alandı. Küçük Menderes Ovası'nın alçak, drenajı zayıf kesiminde oluşan bu sazlık-göl sistemi, Tepeköy (Selçuk) civarından başlayıp Torbalı istikametine doğru kilometrelerce yayılıyordu. Bölgedeki durgun sular hem çevredeki köyleri hem de İzmir-Aydın demiryolu hattının bir bölümünü doğrudan etkiliyordu. Bugün bu topraklar üzerinde kurulu olan yerleşimin adı da tesadüf değil: Torbalı ilçesine bağlı Sağlık Mahallesi, tam olarak eski Cellat Gölü'nün kıyısında yer alıyor.
Neden "Cellat"? Bir Gölün Ölüm Getiren Adı
Bu isim şaka değildi. Osmanlı döneminden itibaren bölge halkı, gölün ürettiği sivrisinek bulutlarıyla ve bu sivrisineklerin taşıdığı sıtma salgınıyla yıllarca boğuştu. Bataklık her yaz onlarca, bazı yıllarda yüzlerce can alıyordu; hastalık o kadar yaygındı ki yöre insanı gölü âdeta bir cellat gibi görüyordu — sessizce yaklaşan, geri döndürülemez bir ölüm kaynağı. Yerleşimin eski adı da doğrudan buradan geliyordu: köy, gölün adını alarak uzun süre "Cellat" olarak anıldı. Üstüne 1922'de Yunan işgal kuvvetlerinin geri çekilirken köyü ateşe vermesi, bu topraklar için zaten ağır olan tabloyu daha da acılaştırmıştı.
1931 Felaketi ve Atatürk'ün Kararı
Bataklığın kaderini değiştiren dönüm noktası 1931 yılında yaşandı. O yıl bölgeyi vuran büyük bir sel felaketi, zaten sıtmayla boğuşan halkın durumunu daha da görünür kıldı ve konu doğrudan Atatürk'ün gündemine taşındı. Mustafa Kemal Atatürk'ün aynı dönemde İzmir'i ziyaret etmesiyle birlikte, bölgedeki bu kronik bataklık sorununun kökten çözülmesi yönünde karar alındı. Cumhuriyet'in erken döneminde sıtmayla mücadele zaten ulusal bir öncelikti; Cellat Gölü, bu mücadelenin sembol projelerinden biri haline geldi.
Tek Başına Değil: Cumhuriyet'in Ülke Çapındaki Sıtma Seferberliği
Cellat Gölü'nün kurutulması, izole bir yerel girişim değildi; genç Cumhuriyet'in sıtmayla giriştiği çok daha kapsamlı bir mücadelenin parçasıydı. 1926'da yürürlüğe giren Sıtma Mücadelesi Hakkında Kanun, bataklık kurutma, kinin dağıtımı ve sivrisinekle mücadeleyi merkezi bir devlet politikasına dönüştürmüştü. Dönemin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti'nin — bugünkü Sağlık Bakanlığı'nın atası — başında yıllarca bulunan Dr. Refik Saydam'ın önderliğinde kurulan sıtma mücadele teşkilatları, yalnızca Küçük Menderes'te değil, Anadolu'nun sivrisinek kaynaklı hastalığın en ağır bastığı ova ve bataklıklarında da benzer kurutma seferberlikleri yürütüyordu; her biri kendi coğrafyasında, kendi temposunda ilerleyen, yıllar süren projelerdi. Cellat Gölü'nü bu geniş resmin içine yerleştirdiğinizde hikaye, tek bir bataklığın kurtuluşundan çıkıp Cumhuriyet'in halk sağlığını kalkınmanın ön koşulu saydığı bir dönemin somut kanıtlarından birine dönüşüyor.
Kuşadası'na Uzanan Kurtuluş: Kurutma Süreci
Alınan karar kağıt üzerinde kalmadı. Kurutma çalışmaları 28 Nisan 1935'te fiilen başladı. Proje, Kuşadası'na kadar uzanan yaklaşık 46 kilometrelik bir ana kanal ile buna bağlı yan kanalların açılmasını kapsıyordu; bataklığın suyu bu kanal ağıyla denize tahliye edildi. Dönemin koşullarında bu, hem mühendislik hem de mali açıdan büyük bir yatırımdı — proje toplamda yaklaşık 3,5 milyon liraya mal oldu. Çalışmalar tam beş yıl sürdü ve 27 Mart 1940'ta tamamlandı.
Projenin sorumluluğu, o dönemde büyük altyapı işlerini yürüten Nafıa Vekaleti'nin (bugünkü Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın atası) mühendislik kadrolarındaydı. Dönemin teknolojik imkanları bugünkünden çok farklıydı: ağır iş makinelerinin yaygın olmadığı bu yıllarda kanal kazısı büyük ölçüde kazma, kürek ve at arabalarıyla, yoğun bir el emeğine dayanarak ilerliyordu. Yaklaşık 46 kilometrelik ana kanalın ve ona bağlı yan kanal ağının beş yıla yayılan inşası, hem yöre halkından hem de bölgeye dışarıdan getirilen işçilerden oluşan kalabalık bir emek gücünü gerektirmiş olmalı; dönemin sınırlı makineleşme düzeyinde bu ölçekte bir drenaj ağını beş yıl gibi bir sürede tamamlamak, başlı başına bir organizasyon başarısıydı.
Sonuçta ortaya çıkan tablo etkileyiciydi: kurutma sayesinde yaklaşık 1.200 hektarlık tarıma elverişli arazi kazanıldı. Bu topraklar, o güne dek toprak sahibi olamamış yöre köylülerine ve bölgeye yerleştirilen göçmenlere dağıtıldı. Sıtmanın kol gezdiği bir ölüm bataklığı, birkaç yıl içinde insanların geçimini sağladığı verimli bir ovaya dönüşmüştü.
Sağlık Ovası'ndan Bugüne: Torbalı'nın Sağlık Mahallesi
Kurutma tamamlandıktan sonra hem bölgeye hem de köye yeni bir isim verildi: "Cellat" adı tarihe karışırken, yerini "Sağlık" aldı. Bölge "Sağlık Ovası" olarak anılmaya başlandı, köy ise "Sağlık Köyü" adını aldı ve yakınında bir tren istasyonu kuruldu. İsim değişikliği simgesel değildi sadece — gerçek bir dönüşümün, ölümden hayata geçişin resmî kaydıydı.
2012'de yürürlüğe giren büyükşehir yasasıyla birlikte İzmir'deki köyler mahalle statüsüne geçti; Sağlık Köyü de bugün Torbalı ilçesine bağlı Sağlık Mahallesi olarak varlığını sürdürüyor. Nüfusu büyük değil — 2019 verilerine göre 142 kişi, 2010'daki 182 kişiden bu yana azalan bir seyir izliyor — ama tarihi, Türkiye'nin halk sağlığı mücadelesinin en somut örneklerinden biri olarak duruyor.
Toprağın Bugünkü Ürünü: Sağlık Mahallesi'nde Tarım
Kurutulan bataklığın yerini alan topraklar, bugün Küçük Menderes Ovası'nın genel tarımsal karakterini yansıtıyor. Bölge, Ege'nin en verimli ova tarımı alanlarından biri olarak biliniyor; pamuk, mısır ve çeşitli sebze türleri Torbalı ve çevresinde yaygın olarak yetiştiriliyor, ovanın alçak ve sulamaya elverişli yapısı bu ürünler için uygun bir zemin sunuyor. Sağlık Mahallesi de bu tarımsal dokunun bir parçası; eskiden sivrisineklerin ürediği sazlıklar, bugün mevsimine göre ekilen tarlalara dönüşmüş durumda. Torbalı çevresi aynı zamanda gıda sanayisiyle de tanınıyor; bölgede yetişen ürünlerin bir kısmı yakın çevredeki işleme tesislerine yöneliyor. Bir bakıma, Atatürk döneminde alınan o kurutma kararı, doksan yılı aşkın süre sonra bile bölgenin ekonomik kimliğini şekillendirmeye devam ediyor.
Gezginler İçin: Sağlık Mahallesi'ne Nasıl Gidilir?
Bu hikayeyi merak edip yerinde görmek isteyenler için Sağlık Mahallesi, bir İzmir gezisi rotasına kolayca eklenebilecek bir durak. Torbalı ilçe merkezinden birkaç kilometre, Selçuk istikametindeki kırsal yoldan ulaşılıyor; İzmir şehir merkezinden özel araçla yaklaşık yarım saatlik bir mesafede. Bölgenin asıl cazibesi zaten hemen yanı başında: Sağlık Mahallesi'nden Selçuk'a, oradan da Efes Antik Kenti'ne kısa bir sürüşle geçmek mümkün. Yani isterseniz sabahı Efes'in sütunları arasında geçirip öğleden sonra bu unutulmuş bataklığın izini süren sakin bir kırsal molaya çıkabilirsiniz — ikisi de aynı Küçük Menderes havzasının, aynı toprakların farklı yüzyıllarına ait hikayeler anlatıyor.
Bugün Oraya Gidenler Ne Görüyor?
Sağlık Mahallesi'ni bugün ziyaret ettiğinizde karşınıza çıkan şey sıradan bir Ege kırsalı manzarası: düzenli tarlalar, sakin yollar, uzaktan seçilen Torbalı ve Selçuk silüetleri. Gölün izini yüzeyde aramak artık mümkün değil; bataklık tamamen kurudu ve yerini verimli tarım arazisine bıraktı. Ama bu sessizliğin altında, bir milletin sıtmayla verdiği mücadelenin ve bir bataklığın adını "cellat"tan "sağlık"a çevirmesinin hikâyesi yatıyor. Ben bu tür yerleri gezerken hep aynı şeyi düşünüyorum: bazen bir yolculuğun en çarpıcı durağı, hiçbir tabelada yazmayan, sadece arşivlerde ve yerel hafızada yaşayan hikâyeler oluyor. Cellat Gölü'nden Sağlık Köyü'ne uzanan bu değişim, tam olarak öyle bir hikâye.



